Ana içeriğe atla

VAZİFEMİZ


Değerli bir okurum evvelen yazdığımız bir yazıda söylediğimiz; “Çözüm zihinlerin, akılların, kalplerin, ruhların topyekûn inşa edilmesi hakikatinde.” meselesini  alıntılayarak şöyle demiş. “Sadece bu cihetten bile vazifemiz siyaset ehlinden üstün.” Elhak doğru söylemiş yalnız eksik; zira vazifemiz siyaset ehlinden elfü elfi daha üstün. Kezalik, lafzı manasının zıttı olan, birçok cihetten bataklığa saplanmış bir meslek; vazifemizin kıyasına muhatap dahi olamaz.

Asrı ahir veletleri bu asırda miladın evveli ve ahirinde ne kadar birikimi varsa atasının mallarını har vurup harman savuran miras yediler gibi hoyratça harcadı. Bu uğurda aklını da kalbini de ruhunu da perişan etti. Maddiyatı maneviyatın önüne geçiren o menhus zihniyeti hem kendine yazık etti, hemde muasırlarına. Hiç şüphesiz bu tahribata mukabil tamirat için birileri vazifelendirildi.

Vazifemiz kutsidir ve hassastır. Kutsiyeti asrı ahir Peygamberinin emaneti olan tebliğ vazifesini deruhte ettiğinden. Hassaslığı ise baş bir batman ağırlığı kaldırır ama göz bir kıla tahammül edememesindendir. Vazifemiz göz mesabesindedir. Kimi zaman bir halimiz, kimi zaman da bir sözümüz muhatap olduklarımıza ya saadet kapılarını aralıyor, yada ebedi ayrılık zindanına atıyor. Aman dikkat!

Başta kendi imanımızı kurtarmak ile beraber başkalarının imanına destek olmak için elimizden geleni var gücümüzle yapmak mecburiyetindeyiz. Asrı ahir o kadar dehşetli ki sabah imanla evden ayrıldığımızda akşam imanımızı kaybetmiş veyahut büyük darbelere maruz kalmış olarak hanemize geri dönebiliyoruz. Yeri geldiğinde avuçlarımızda kor alevi tutmak kadar zorlanıyoruz, imanımızı muhafaza etmek için. Dışarıyı bırakalım hanelerimiz bile bizleri inkara götürecek o kadar çok enstrümanlarla dolu ki; herhalde kurunu vustanın meftaları mezarlarından kalksalar, hayret içerisinde kalacaklar. Günahlar dört bir yanımızı sarmakla beraber öyle bir güzelin libasına bürünmüşler ki; bazen oluyor o düşmanları hanemizin bir ferdi gibi sahiplenebiliyoruz.

Elbette amel imandan bir cüz değil; lakin günah işlendikçe akıl, kalp ve ruhumuz adeta sersemleşiyor, kendine gelene kadar kendinden geçiyor. Günahların tesiriyle kararan kalp imanın mahalli olmaktan ziyade küfür ve dalaletin melabegahı oluyor. Sonrası gelen rüzgarlar bir o tarafa bir bu tarafa savurup duruyor bizleri. Böyle zamanlarda sağlam bir dayanak noktası ne kadar da önemli!

Zor zamanların, zor şartların elbette meşakkati ölçüsünde mükâfatı da bir o kadar çok ve bereketli olacaktır. Bir kişinin imanını kurtarmak güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır; hakikati mucibince bu uğurda çalışmak, bu vazifeye namzet olmak elbette ziyadesi ile memnuniyet verici. 

Eski zamanlarda insanlar muteber insanların sözünü delilsiz de olsa kabul edebiliyordu. Şimdiki asrın insanı görmediğim şeye inanmam sloganı ile fen ve felsefeyi adeta kutsuyor. Dolayısıyla ikna ve ispat bu asrın vazgeçilmez tebliğ usulü. Görünen o ki; kendini yetiştirmiş olan medenilere bu ve gelecek asırlarda üstünlük sağlamak zorla değil ikna ile olacak. Burada vicdanımıza önemli bir soru soralım. Şimdilerde ikna edemediğimiz kendi çocuğumuzu dahi harekete geçiremiyorsak koca koca adamları nasıl imanın cereyanına dahil edebiliriz?

Hülasa; vazife akıl, kalp ve ruha hizmet ettiği için çok mühim. Vazifemiz; insanın dünya saadetini tanzim etmekle kalmıyor, ötelere yol alırken caddelerini aydınlatıyor, güvenliğini sağlıyor, kısa ve selametli yollar gösteriyor. Tahribatın doruklara ulaştığı asrı ahirde tamir vazifesini deruhte ediyor.



Yorumlar

en çok okunanlar

Attan İnememek!

Yolun buradan sonrasını yürüyerek devam edeceğiz... Yolcu yolunda gerek. Yol bazen düz, bazen yokuş, bazen taşlı... İnsan bir yolcudur; kabirden haşre, oradan ebedi istirahatgahına gidecek garip bir yolcu. Daha önce hiç tanımadığı insanları kalp cüzdanında saklayacak kadar bir acube-i hilkat! Farkında olmasakta zaman şeridinde her an yol alıyoruz. Bazen makamlar elde edip; at sırtında gidiyoruz, bazen makamları kaybedip eşek sırtına razı oluyoruz. Yolcusu kadar yolu da garip olan bu serüvende illede makam diye tutturanlar, asıl kaybedenler; işte onlar oluyor! Tüm zorluklara rağmen hayatın cehd ve gayret ile anlam kazanacağını “ bilen ademoğlu ” her vasıta değiştirdiğinde bitmek bilmeyen bir enerji ile yoluna devam ediyor. Sen yola devam et yol sana öğretir; ne kadarda hakikatli bir söz! Zahiren kadercilik gibi gelse de aslında insanın bu hayat serüveninde her şeyin dizginini elinde tutamayacağını anlatan veciz bir ifade. Bir garip dedi; attan inip ...

Vehim ve Hayal Bulutlarından Rahmet Beklenmez

Asrın Bedisi, avamın reçetesi olarak Münazarat’ı nazarlara sunduğu gibi havassı da ilaçsız bırakmamış ve onlara da bir tefsir mukaddemesi olarak Muhakemat’ı armağan etmiştir. Ta ki, ileride yapılacak ve yapılması icab eden kıymetli bir tefsire çıkacak merdivene birer basamak olsun. Sair âlimlerin ve hayra başlayan bizlerin yaptığı gibi besmele, hamdele ve salvale bu kıymetli eserin giriş cümleleri olarak yerini almıştır. Tefsir mukademesinin mukaddemesinde muhataplar nasıl karşılanıyor gelin hep beraber anlamaya çalışalım. Öyle bir Zat ki; bize İslamiyet’i, şeriatı ve yolların en müstakimini ulaştırmıştır.     O Zat, şeriatıyla akıl ve nakili el ele verdiriyor, hakikatleriyle itikadımızı sağlamlaştırıp kemalata kanatlandırıyor, iki cihan saadetini bize ayrıntıları ile kucak dolusu hediyeler ve tarifi imkansız mutluluklar ile müjdeliyor. O Zat, öyle bir kelam gönderiyor ki; kainat kitabında kader ve hikmet ile yazılı bütün mektupları ve ince dakik meseleleri izah e...

Fenlerin Zamanla İmtihanı

Alemde olgunlaşmaya, kemale doğru gitmek için bir arzunun var olduğunu bizzat müşahede ediyoruz. İnsan da alemin meyvesi ve programını içerisinde saklayan bir çekirdeği olması açısından onda da kemale ve terakkiye, olgunlaşma ve yükselmeye karşı bir arzu mevcuttur. Bahsi geçen arzular ise fikirlerin birbirlerine zaman denilen iple eklemlenmesi ile desteklenip kuvvet bulmaktadır. Bir diğer tabirle kemale ve terakkiye olan arzuların dayanak noktası fikirlerin birbirine katkı sağlamasıdır. Telahuku efkar olarak adlandırılan bu hadise iyi bir alt yapı ile âlemde yayılabilir. İyi bir altyapı telahuku efkarın yayılmasına sebep olduğu gibi fenlerin, ilimlerin zamanı geldiğinde uygun bir zemine adeta tohumun tarlaya ekilmesi gibi ektikten sonra tecrübeler vasıtası ile   büyümesine ve gelişmesine yardımcı olabilir.   Dolayısıyla; geçmişte teorik ve uygulanabilirliği söz konusu olmayan bir mesele, istikbalde net bir şekilde kaşımıza çıkmaktadır. İzah etmek gerekirse, coğrafya,...