Henüz kendi ihtiyaçlarına cevap
veremezken alemin maddi ve manevi çalkantılarına çenesi düşen insan size de bir
tiyatro sahnesine şahitlik hissini uyandırmıyor mu? Ademoğlu maddeten ve manen
o kadar çok muhtaç yaratılmış ki birde yetmezmiş gibi sırtına yüklediği dünya
umurları ve alakaları insanı ister istemez aşağılara, esfeli safiline doğru
sürüklüyor.
Eksik tanımlamalar, yanlış
zaviyeler hayat denilen paha biçilmez serüveni ayaklar altına aldığı su
götürmez. Hızla akıp giden zamana inat bir an duraksayıp o kısacık vakitte
kendi aynasına bakan insan eminim dehşete kapılacaktır. Çünkü başladığı nokta
ile geldiği yer arasında dağlar kadar fark olması ile beraber, hedef ve
gayeleri ile geldiği nokta arasında ki fark ummanlar olmuş. Ne için yaratıldığı
ve neye hizmet etmesi gerektiğini hesaba dahil etmedim bile…
Değişim ama tekamüle doğru bir değişim
arzusunda olan ve cüzi ihtiyarisini
kullanma salahiyetini hala elinde bulunduran ve henüz aklını kaybetmemişler
için elbette bir çare var. Nazarları değiştirmek! Nazardan maksat bakış ve
açısını içine alan dopdolu bir tedavi süreci.
Şu dağdağalı ve karmakarışık
dünyanda bütün ihtiyaçlarımız bize hikmet dairesinde en karib zamanda
ulaştırılıyor mu yoksa biz onlara o “muazzam iktidarımızla” sahip mi oluyoruz.
Evvel emirde bu sualin cevabını verelim.
Teoride ilk şıkkı düşünsekte maalesef pratikte
ikinci şıkkı karalıyoruz çoğu zaman. En azami ihtiyaçlarımız bizim hiç dahlimiz
olmadan bizlere ulaştırılıyor. Biz kabul
etsekte etmeyip burun kıvırsakta bu dünyanın işleri böyle yürüyor. En basit
manada vücudumuza aldığımız vitamin ve minerallere, müvellidül ma ve humuzayı kompleks
bir ortamda nasıl ulaşıyoruz? Tatsız tuzsuz birkaç tane ilaca bile
memnuniyetsiz yaklaşan insana Rabbi Rahimi kemali şefkatiyle en leziz taamların
içerisinde ve lezzeti alacak dil ve mideyi tanzim ettikten sonra ihtiyacımız
olan muhtelif maddeleri ikram ediyor. Üstüne üstlük birde akıl, ruh, kalp, sır
ve sair latifelerin ihtiyaçlarını da aynı titizlikle bizlere ulaştırıyor.
Biz bir bahçede olgunlaşmış
meyveleri toplayan biri gibi memnuniyet tahtında bu alemde ki ihtiyaçlarımızı
alıyoruz ve çoğu zaman bu zahmete bile ihtiyaç kalmıyor. Hikmet ve Sahibi
Hakiki bunu gerektiriyor ve istiyor. Buradan anlıyoruz ki; insanın hakiki
vazifesi bu dünya umurunda ki ihtiyaçlarını karşılamak değil. Başka bir şeyler
isteniliyor insandan. Bahsi geçen ihtiyaçların peşinen karşılanması
istenilenlerin daha değerli olduğunun bir göstergesi. O değerli istenilenlerin
de musaf, nebi ve veli denkleminde her daim hatırlatıyor. Ona imandan ve onun
marifetinden ve muhabbetinden ve neticede hasıl olan ruhani lezzetlerden
daha değerli ne olabilir ki?
Bu ihtiyaç düzleminde ki hareket,
nazarı şaşmış ademoğlunu tek olana yani Rabbi Rahimine götürüyor. Kezalik sonuçta
birliğe ulaştıran; yani kesretten vahdete yolcu eden ve tozu dumanı dindiren
rahmetten daha güzel ne olabilir.
Kainatta her bir şey insanı
tanıyor ve ona itaat ediyor ve onun yardımına koşuyor adeta bir evin bir çocuğu
gibi! Zahiren böyle görünse de nazarlar hakikate ram olduğunda bu işlerin
insanı bilen ve tanıyan ve merhamet eden birinin yaptığı ve varlığı apaçık
ortadadır.

Yorumlar
Yorum Gönder